Bunlar yapılsaydı Eda Nur Kaplan intihar etmeyecekti: Avukat Müjde Tozbey anlattı

Bunlar yapılsaydı Eda Nur Kaplan intihar etmeyecekti: Avukat Müjde Tozbey anlattı

Eda Nur Kaplan’ın intiharı, bu tür vakalarda kolluk ve adli mercilerin görevlerini yaparken takındıkları tavrın ne tür sonuçlara yol açabileceğini gösterdi. Peki ne yapılması gerekiyordu?

VOLKAN ALGAN

Henüz 18 yaşında bir genç kadın olan Eda Nur Kaplan’ın annesine mektup bırakarak intihar etmesi üzerine başlayan tartışma devam ediyor. Daha da devam edecek gibi görünüyor, çünkü adli süreçlerdeki sorunlar nedeniyle hayatını kaybeden ya da geri döndürülemez yaralar alan ne ilk ne de son kadın Eda.

Eda annesine bıraktığı mektupta “Anne küçük kızın bazı şeylere dayanamıyor artık. Kızını çok harcadılar. Kimseye bir şeyini anlatamadı. Hep içine attı. Ama o da çok birikti. Dayanamıyor artık. Hiçbir şeylerin güzel olacağına inancı kalmadı.” demişti.

Benzer birçok olayda olduğu gibi olayın sosyal medyada ses getirmesi üzerine, Eda’nın ilk şikayetinde gözaltına alınıp sonra serbest bırakılan tecavüz zanlıları tutuklandı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı konunun takipçisi olacağını açıkladı. Şimdi herkes Eda’nın tarafında görünüyor, fakat artık Eda yok.

Ortaya çıkan hikayeyi kısaca özetlemek gerekirse:

Babasını küçük yaşta kaybeden ve sevgi evinde büyüyen Eda Nur sosyal medyadan tanıştığı Mehmet Ardıçoğlu ve Yusuf Güzelyurt ile buluşuyor. O buluşmaya ablası da geliyor. İlerleyen saatlerde ablasının lavaboya gitmesini fırsat bilen adamlar Eda’yı bulundukları mekandan çıkarıp bir otel odasına götürüyorlar.

Eda’nın ablası Güler Kaptan Eda’nın kaçırıldığını anlayınca polisi aradığını ancak polisin kendisine “Biz bir şey yapamayız” dediğini aktarıyor.

Eda ve ablası aynı gün polise gidip şikayetçi oluyorlar. (31 Temmuz)

Eda’nın ilk verdiği ifadeye göre otel odasında Mehmet Ardıçoğlu ve Yusuf Güzelyurt tarafından tecavüze uğruyor. Alkollü olduğu için de karşı koymakta zorlandığını dile getiriyor.

Ancak Eda Nur’un “darp ve zorlama olmadığı” yönündeki doktor raporu doğrultusunda şüpheliler delil yetersizliğinden adli kontrol şartıyla serbest bırakılıyor. Eda bir hafta sonra mektup bırakarak intihar ediyor.

İşte sonrası Eda’nın mektubu ve intiharı seçmesi…

***

Böyle anlatınca karmaşık görünebilir ama aslında ortada çözülmesi hiç de zor olmayan bir vaka var. Üstelik polis teşkilatı bu teknolojik seviyeye ulaşılmışken. Netflix dizisi çekmiyoruz, ortada “çok zeki” sapıklar falan yok. Aksine dümdüz, adi suçlular. Neredeyse benzer her olayda toplanan deliller gerçeği hızlıca ortaya çıkarmaya yetiyor; polislerin ve adli mercilerin değer yargılarını bir kenara bırakıp hukuken yapılması gerekenleri yapmaları yeterli.

Peki bu olayda ne mi yapılmalıydı? Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği Başkanı Avukat Müjde Tozbey Erden, Eda Nur olayında adım adım yapılması gerekenleri ve bunların neden yapılmadığını şöyle anlatıyor:

1) Ablasının beyanı esas alınarak soruşturmanın devam ettirilmesi gerekiyordu. Abla daha ilk anda polise ulaşmış çünkü. Diyor ki “ben hemen polisi aradım kızkardeşimin kaçırıldığını söyledim.” Fakat polis ciddiye bile almamış, bara gelmemiş, kamera kayıtlarını incelememiş, ablasının resmi ifadesini almamış. Resmi ifadeyi alıp soruşturmayı sürdürmesi gerekiyordu. Hemen kamera kayıtlarını inceleyip, Eda’nın götürüldüğü oteli tespit etmesi gerekiyordu. O akşam suç önlenebilir, ya da suçüstü yapılabilirdi, fakat kolluk görevini yerine getirmiyor.

2) Kolluğun görevini yerine getirmemesinin en önemli sebebi, daha sonra Eda’nın şikayetinin ciddiye alınmamasıyla aynı. Ablasının bir barda geçen olayı anlatıyor olması üzerine takınılan tavır, polisin kayıtsız kalması, polisteki önyargıyı gösteriyor.

3) Diğer taraftan Eda yaşadığı olayı aynı gece polise anlatıp şikayetçi olmuş. Eda’nın tecavüze uğrayıp uğramadığına dair fiziksel, genital muayenenin yapılması, üzerindeki kıyafetlerde DNA araştırması yapılması, Eda’nın telefon görüşmelerinin kayıtlarının tespiti, şiddeti uygulayan erkeklerle ilgili delil araştırması yapılması gerekiyordu. Bunlar da yok.

4) Hemen iki erkek arasındaki telefon kayıtları, fotoğraflar incelenmeliydi. Bu incele yapılmamış. İncelemenin daha yeni yapıldığını görüyoruz. Nitekim Yusuf Güzelyurt’un incelenen telefonunda ortaya çıkan mesajlarda “Yaşları küçük iki kişi gelecek aralarından seçeriz” yazışmaları bulunduğu anlaşıldı. Bu inceleme en başta yapılsa zanlılar serbest bırakılmayacak, Eda umudunu kesip intihar etmemiş olacaktı.

5) Tecavüz zanlısı iki erkeğin de fiziksel muayenesinin yapılması gerekiyordu daha en başta.

6) Otelde yaşanılan şiddetin hangi otel odasında gerçekleştiği tespit edilmeli, otel kamera kayıtlarına bakılmalı, yatağın-çarşafların incelenmesi gerekiyordu. Şule Çet dosyasında yapılmayan şeylerin burada da yapılmadığını görüyoruz.

7) Burada özellikle vurgulanması ve önemsenmesi gereken şey polislerin, adli mercilerin sorumluluklarını yerine getirmemesinden dolayı bu kadının intiharı tercih etmesi. Yoksa Eda’nın ve ablasının bir barda olup olması, sosyal medyadan tanıştığı erkeklerle buluşması ya da içki içmesi kesinlikle değil. Adli merciler ve kolluk bu süreçte adli merciler görevlerini yerine getirmiş olsalardı, Eda’yı koruyup kolladıklarını, Eda’nın şikayetini ciddiye aldıklarını soruşturmayı ciddi şekilde yürüttüklerini hissettirmiş, ona güven vermiş olsalardı, Eda intiharı kesinlikle seçmezdi.

8) Savcılık sadece şiddet uygulayanların sabıkalarına dahi bakmış olsaydı, onların önceden başka kadınlara da aynı şiddeti uygulamış olduklarını görecekti. Bu zaten önemli bir kanaat oluşturacaktı zanlılar hakkında. Ama maalesef adli merciler ve kolluk yapması gerekeni değil, yapmaması gerekeni yapıyor. Yani şiddet uygulayanı araştırmak sabıkalarına, geçmişteki suçlarına, onların eylemlerine bakmak yerine; şiddete maruz kalanın o gece barda ne işi olduğunu, bir erkekle çıkmış olmasını yargıladıkları için soruşturmayı doğru düzgün yürütmüyorlar ve bu sonuçlara yol açıyorlar.

bir yorum bırakın